<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1487686265797191242</id><updated>2011-07-07T17:27:06.754-07:00</updated><title type='text'>huzursuz ruhlar barınağı</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>huzursuz ruhlar barınağı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03495690080738672441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>8</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1487686265797191242.post-7809757730887930224</id><published>2009-09-05T10:37:00.000-07:00</published><updated>2009-09-05T10:45:34.679-07:00</updated><title type='text'>BİR EPİZYOTOMİNİN HİKAYESİ</title><content type='html'>Kör bir yalnızlık benimki…Tatmadığım, arzuladığım güzelliklerin peşinden koşmak isterken ben bir köleyim.Elimde tuttuğum katgüt aslında boynumdan dolanıyor ve kollarımı arkadan bağlayıp ayaklarıma uzanıyor…Eriyor………&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada o var  karşımda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasap değilim, cellat değilim …belki de o yüzdendir suratıma sıçrayan kanı sil(e)miyorum Kuruyor damlalar teker teker..Onun kanını, benim alnımın terini silebileceğim bir omuz olsaydı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan grubu kartı gözüme ilişiyor, demek “aynı kan”danız o ve ben:   Derimi geriyor artık  kurutlar…Her iğnenin ete temas edişinde kısık bir nefes alıyorum; ona ise derin bir nefes almasını söylüyorum.. “Deniz sever misin, yeşillik sever misin?? Gözlerini kapa ve hayal et”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanıbaşımda duran uyuşturucu maddeden biraz daha çekip zikrediyorum yara dudaklarına, önceki aşılamalarımın etkisi geçmesin diye. Muşambanın üzerindeki renklere takılıyor gözüm kahverengi, kırmızı , yeşil..Beyaz kalmadı…Şairi anıyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı açık..İkimiz de kalkıp çıkabiliriz bizi içine hapseden bu “kutu” dedikleri yerden…Ama sen kanıyorsun ben ise kamburumu çıkarıp eğiliyorum içine doğru..Işık, biraz daha ışık lazım yorgun gözlerime, saat 04.15; kahve lazım istop eden beynime….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…….”Sabret, benimle kal” .”İsmimi sorma, unutulacak nasıl olsa…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belim ağrıyor inan ve en az senin kadar yorgunum..Bağırmak istememiştim az önce sen kıvranırken…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;”Ağrın varken iteceksin…Tüüüüüüüüüüüm gücünle” Yaptın sen, fazlasını bile..Tüm enerjini bıraktın kasıklarının arasından… Hakkını verdin. Helal olsun sana bacım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamburumu düzeltiyorum ve tavana bakıyorum..Sesleniyor sanırım birileri..Yukardan mı içerden mi? Belki de yerden…Yerin dibinden…Çağırıyor beni gene toprak..Hayır sırası değil şimdi; çık git aklımdan…Doğumun olduğu yerde ölüm azıcık uzak…Öyle olmalı, daha vakit var..Bu uğultu dinmeli, elimi çabuk tutmalıyım….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acele etmeliyim.. YA TOPRAKSA ÇAĞIRAN…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1487686265797191242-7809757730887930224?l=huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/feeds/7809757730887930224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1487686265797191242&amp;postID=7809757730887930224' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/7809757730887930224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/7809757730887930224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/2009/09/bir-epizyotominin-hikayesi.html' title='BİR EPİZYOTOMİNİN HİKAYESİ'/><author><name>huzursuz ruhlar barınağı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03495690080738672441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1487686265797191242.post-6911874999595136024</id><published>2009-09-04T16:50:00.000-07:00</published><updated>2009-09-04T16:51:46.867-07:00</updated><title type='text'>Hikayeler böyle bitmez...</title><content type='html'>Tik tak tik tok. Bakır saatin sesi tınlıyor. Alarmı sadece 10 saniye sürebilen bir hediye bu. Geri dönüyorum o güne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harbiye’ye doğru yürümeye başlamıştık. Bir tabelanın gözüme takılması üzerine canlanan fikrimi öne sürdüm. İTÜ bilim merkezini ziyaret etseydik bu Pazar günü. Belki zamanı geçmiş, yaşı geçmiş bir istekti. Pazar günü yapılabilecek çok farklı şey varken. Gene de onu elinden tutup içeri sürükledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Girişteki aynalardan oluşan labirenti takip ettik. Devamında cam bölmelerin ardında maketler vardı dokunuşlarımızı bekleyen. Algımızla oynamak isteyen oyuncaklardı bunlar. Düğmelere basarak beklenti içinde duraksadık önlerinde. Bir kısmı bakımdaydı bazılarının ise düğmesi bozuk. İhmalden bakımsızlıktan olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir noktadan başka bir noktaya ilerlerken suratında en ufak ifade değişikliği göremedim. Zevk almıyordu. Gittikçe bunaldı.  Girişteki seyrimiz bittiğinde alt kata geçtik. Dışarıdaki soğuk içeri işliyordu. Burnum kızarmaya başladı; üşüyen ilk organım. Tek yapmak istediğim şey ona sarılarak parkuru tamamlamaktı artık. İyi niyetle girdiğimiz bu binada yalnızdık. Unutulmuştuk ve şimdi de üşümeye başlamıştık. Anlaşılan kimsenin bilimle müzeyle alakası yoktu. İnsanlar mitinglerde haykırmak için meydanlardaydı. Üşüdükçe sarılmak istedim; o ise gittikçe uzaklaşıyordu. Maketlere bakarak sinirlenecek bir şey buluyordu kendine. Açıklamaların bazıları sadece İngilizceydi. Öfkeyle tepkisini gösterdi:” Sadece burjuvanın okullarında okuyanlar için mi buralar?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görecek, dokunacak bir şey kalmamıştı artık o binada. Terk edilmesi gereken bir yıkıntıydı. Terk edip unutmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıda yağmur. Taksim’e geri dönecektik. Geri dönmek için adımlarımız yeterince hızlı değildi. Yolda ufak atışmalar başladı. Sonra yerini söz kapışmalarına bıraktı. Umursamaz, duyumsamaz, hissetmez olduğundan yakındım. Bu sefer dahi, tepkisini uyandıramadığım için ağlamaklı oldum. Bu pes etmek değildi. Hala bir beklenti içerisindeydim. Beni dinleyip dinlememesine önem vermeden bir monoloğa giriştim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Elimden hiçbir şey gelmiyormuş gibi geliyor. Sana ne zaman yakınlaşmaya kalkışsam bir türlü ulaşamıyorum. Türlü yollar deniyorum gene de benliğine sızamadım. Bir değer yok mu bana biçtiğin? ” Monolog bitmişti. Sahnede seyircisiz bir performanstı benimki. Koltukta oturansa insan değil bir heykeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözyaşlarım artık yağmura karışıyordu. Durdum. Sesin nerden çıkmaya başladığını bilmiyorum ama bir fırtına koptu. Saldırıya geçti. Sanki bir düşmana gözdağı veriyordu. Bir tehdit oluşturuyordum karşısında. Korktum. Bedenimi ruhumu sardı korku. Mırıldanıyordum içimden. Aynı cümleyi tekrar ediyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Bu şekilde olmamalı. Hayır kabullenemiyorum. Bu şekilde olmamalı…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Hepiniz bir hiçsiniz. Her şeyden vazgeçebilirim. Benim için tek önemli olan ailem.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailesi… Annesi babası. “Çekirdek kabile.” Beni niye dahil edemediğini anlayamadığım için durdum sokağın ortasında. Adımlarım yere yapıştı. Ayaklarım ıslak zeminde tutkallanmıştı adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Nasıl?” diye sormaya cüret ettim kısık sesle. “  Yok mu paylaşılan hiçbir güzellik ? Başka kimse mi yok sevgini hak eden?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Hayır yok. Hepinizin canı cehenneme !! ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri döndüm; ayaklarımın tutkalı eriyip çözülmüştü. Hızlandırabildiğim kadar hızlandırdığım adımlarımla bulabildiğim ilk minibüse vardım. Burnum ısınmak bilmiyordu. Özenerek kirpiklerime sürdüğüm rimelin yanağıma bulaşması suratımdaki dağılmışlığın kanıtıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok o bitirdi. Ben beceremediğim için o sonlandırdı.  Suçluluk mu pişmanlık mı? Neydi o an hissetiğim?  İçsel duruşmam sırasında telefonumun çalmasını hiç beklemiyordum. Cebimdeki titreşimle irkildim. O arıyordu. Cevaplamak son umuda sarılmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Nerdesin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Minibüse bindim. Eve gidiyorum”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Nasıl oldu, ne zaman bindin?” Fark etmemişti. Kendi sözlerinin hiddetine kapılıp o kadar kaybolup yitmişti ki… Arkasında kalan benim yön değiştirdiğimi;  kırmızı topuklarımı birbirine vurarak ve gözlerimi yumarak yok olduğumu ayrımsamamıştı bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Geri dönmelisin. Sana bir hediyem var. Onu vermem gerek.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coşku noktasına oturmuştu bu sefer umut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanmak hayal kırıklığına zemin hazırlamaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Bu bir mucize olsa gerek. Soğuk kalbini bana açacak mısın yoksa?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Geri dönmelisin. Ben gelemem”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Nerdesin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Ne demek nerdeyim? Beni bıraktığın yerdeyim. Meydandayım. Sen nerdesin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Aksaray’dayım:”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- O zaman hiç geri dönme. Çok fazla uzaklaşmışsın. O kadar uzağa gidebileceğini tahmin etmiyordum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Bebeğim geri dönebilirim. Minibüsten,  otobüsten, herhangi bir vasıtadan inip şerit değiştirebilirim.” Müsait bir yerde indim ya da öyle sandım. Karşıya geçtim. Hiç de müsait bir konumda değilmişim. Tam köprünün ayağında rüzgar ve yağmur sarstı beni. Sarı minibüsler gelseydi… Burnumu azıcık hissedebilseydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelen geçen yoktu. Öyleyse taksiye binmek, zaman kaybetmemek lazımdı. “Ne olur hızlı git, lütfen vites değiştir. Yetişmem, kurtarmam gereken anılar var”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksimetre sayıyordu zamanı ama kilometreler, yollar ilerlemiyordu. Sakinleşmek,  dışarıdan kendimi izleyerek hareketlerimi denetleyebilmek için bir kağıt parçası arandım çantamda. Bulabildiğim sadece pastane çıkışı elimde kalan bir peçeteydi.  Elimi sert bir zemin olarak kullandım. Ne yazdım ?  Buruşturup çantama koyduğum o peçeteyi bulabilirsem o anki düşüncelerime ulaşıp okuyabilirim belki. Mesela şimdi ya da hiçbir zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon gene titredi. Onun aradığını bildiğim için soru gelmeden yanıt verdim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Taksideyim. Geliyorum. Nerdesin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ -Seksek’in sokağında in o zaman.” Seksek’in sokağı Galatasaray Lisesi’nin biraz ilerisindeydi. Gene müsait olduğunu düşünmek istediğim bir yerde indim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Tarlabaşı  sokağı başıma bir gün bela açacaktı. O gün bugünmüş meğer. Taksimetredeki rakamı okudum. 8 TL. Taksicinin 50 TL’yi bozmak ister gibi bir hali yoktu.  Yol kenarındaki börekçiyi gösterdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Bozdurup gelsene o zaman şu dükkanda. ” Bu caddedeki esnaf hiç para bozar mıydı?” Anasının gözüydü dükkan sahipleri. Börekçi beni süzdü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Yok” dedi. Çıktım. Şansımı denemek için hemen yanındaki markete girdim. Pis kokular arasında  tezgahın arkasında duran adama baktım ve sordum aynı soruyu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Çıkmaz abla ” Yanıtı beni tatmin etmedi. Kasanın sağ bölmesindeki 5’liklere takıldı gözüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Ordan da mı çıkmaz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Onları veremem. Lazım oluyor” Sinirlenmiştim. Haklı mıydım haksız mıydım bilmiyorum. O sırada taksici bana “gel” anlamına gelen bir işaret yaptı. Yanaştım ve kapıyı açtım. İnanılır gibi değil. Adam elini cebine soktu ve bir tomar para çıkardı. Artık bir şeyler söylemem icap ediyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Madem vardı bozuğunuz cebinizde beni niye dükkan dükkan dolaştırdınız? Yazıklar olsun.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Unutmuştum. Al bacım, kusura bakma” Fena halde kusura bakmıştım. İğnelemek istedim adamı. Kapıyı sertçe vurarak tepkimi koydum. Taksicilerin bunu hep yapmaya hakkı var mıydı yani. (Evet galiba.) Bu mantıksal süzgeci kuramamıştım. Mantık yok, kontrolsüz hareket var ve içimden geçen küfür tümceleri var “ pezevengin önde gideni!!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıyı çarpmaz olaydım da içimde tuttuğum küfürle yetineydim. Kime dokundu, kimi rahatsız etti? Börekçi anında dükkandan fırladı. Dudağını büzdü. Kaşlarını çattı. “Satılık mal”mışım gibi benden yana haykırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Sen!” dedi  “Meslekte öyle kapı çarpılmaz. Haddini bil !!” Gözlerim adamın tehtitkar duruşunda kırmızı alarmların yanıp söndüğünü görürken; kulaklarım ima edilen hakaretle çınladı. Adam bana kısa yoldan “mesleği icra eden bir hayat kadını” demişti. Kendimi savunarak bunun kavgasını yapacak değildim. 2- 0 yeniktim. Taksici- börekçi..&lt;br /&gt;Gene de bir şeyler gevelemek durumundaydım olay yerinden uzaklaşmama cesaret verecek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Siz bilmiyorsunuz. Başka bir mesele oldu”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın ağzından sonra tek bir çıt çıkmadı. Ardından gücümü toparlayarak sarsılmış bedenimle devam ettim. Herifin arkamdan gelerek kolumdan tutup suratıma bir tokat indirme ihtimaline karşın cebimdeki anahtarın sivri ucunu yokladım. Gözünü oyardım. Bunu yapardım gerçekten. Sakinleşemezdim. Her an tetikte olmalıydım.  Ötekine kavuşana dek gardımı indiremezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefona bu kez ben sarıldım Karşıdaki hattın titreşerek açılmasını bekleyerek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne olur çabuk gel. Fena bir olay oldu. Beni Seksek’in önünden alıver.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Titreyen ellerim kontrolsüzce davranıyordu. Biri saçlarımı çekiştirirken, diğeri gözlerimi ovalıyordu. Nihayet uzaktan o geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Bebeğim, bebeğim, bitanem söyle ne oldu? Öksürükle hıçkırıkla sesim boğuldu. Sarılmasıyla nefes borum tıkandı. Kelimeler ağzımdan fırladı, dağınık bir ifade verdim. O anlaması gerekeni anladı. Çok korkmuştum. Ağlarken aslında haykırmak istedim. İçine bulaştığım rezaleti söküp atmak istedim zihnimden. Sadece baktım gözlerine. Suskunluğuma sarıldı. Sımsıkı kavradı beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona bugüne dek söylemediğim bir şey var. O an elimdeki sivri anahtar ucuyla cinayet işleyebilecek kadar güdülenmiştim.  Onun köpüren intikam duygusu  ve beni korumaya yönelik takındığı tavır anlaşılabilirdi.  Börekçinin hangi börekçi olduğunu sorması da. Erkekliğiydi bu onun. Ya benim ezilmiş kadınlığım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapının önünde duran bekçi acıyarak bizi izliyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Tamam kızım. Olmuş bitmiş. Bu taksiciler tümden şerefsiz. Şu kızcağıza bir çay verin, sakinleşsin.”Çay istemiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“- Seksek’e girelim. Yeterince manzara olduk buralarda.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tamam bebeğim. Rahat ol. Bu insanlar da üzüldü. Onlardan bir kötülük gelmez bize.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gidelim ne olur. Çayla sakinleşemeyeceğim ben. Daha keskin bir şeyler lazım. Merdivenler taşıdı ikimizi olanlardan uzağa. Az gittik uz gittik çok çok uzağa vardık. Kırmızı kapının önünde durduk. İçeriye dostların arasına karıştık. Burnum ceketinin kolunda ısınmıştı artık. Yaşanılanların gerisi mühim değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayeler böyle bitmez. Ancak böyle başlarlarmış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1487686265797191242-6911874999595136024?l=huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/feeds/6911874999595136024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1487686265797191242&amp;postID=6911874999595136024' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/6911874999595136024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/6911874999595136024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/2009/09/hikayeler-boyle-bitmez.html' title='Hikayeler böyle bitmez...'/><author><name>huzursuz ruhlar barınağı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03495690080738672441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1487686265797191242.post-2682942222862324127</id><published>2007-10-06T12:35:00.000-07:00</published><updated>2007-10-06T14:33:44.672-07:00</updated><title type='text'>Sürekli Tekerrür Eden Bir Trafik Kazası'ndan Kesitler..</title><content type='html'>Farklı bir ülkeye kaçmalıyım belki de... Bir zamanlar sevdiğim insanın yaptığı gibi..Ne aradığını bilmiyorum ne de bilmek istiyorum..Belki de çarpabileceği başka yayalar arıyordur mu dersiniz??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..YAPılacak tek şeyi yaptı..Elindeki tüm diğer seçenekleri tükettikten sonra bile insan hala seçebiliyormuş..Bunu da fark etmesi ve dolaylı yoldan benim de gözümü açmış olması kağıt oyunlarındaki joker kartı benzetmesiyle gülümsetti meclisi..Bu adam usta bir kağıt/kelime oyuncusuydu zaten!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara ufak hacimlerde ; shot bardağını dolduramayacak ölçütlerde-- yıllanmış anıların acıtatlı usaresini emdik son gece birlikteyken..Gene de YAPtı ve gitti.. İkinci defa çarptı..Lisedeyken hastanelik etmişti..Bir disloke dirsek eklemi, bir yarık kaş,boyun kenarında morluklar,bir miktar parçalanmış kalp dokusu,formole benzeyen erkek parfümünün kokusu....Kalmış aklımda doktor hanım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haz etmiyorum parfümden. Erkek parfümünden ise nefret ediyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitmiş olması yeterli..Zaten buraya ait değilmişcesine yaşadı günlerini..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı ışıklar yanıyordu geçtiği bütün yollarda; azami hız limitinin üzerinde vıııınladı bütün lambaları...Kaçınılmazdı.. Çarpmıştı bana; o araç içi ben araçdışı idik... Trafik kazası diyorlar böylesine....Nasıl bir trafikse..Nasıl bir kazaysa bizimkisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O güne kadar iki defa bayılmıştım. Bilincini kaybetmiş bir şekilde beton üzerinde yatıyor olmak tam bir sahne aslında..Keşke ben de orda olup ama bilincim yerinde olup izleyebilseydim..Bayıldıktan sonra bir sele uyandım. İsmimi söylüyorlar..Beni çağırıyorlar.."İyi miyim??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinde sarhoşluk öbüründe açlıktı bahanem. İki defasında da kafamı sert soğuk kurşungri beton zemine çarptım. Yumrularım vardı…Üzeri yakın zamanda kabuk bağlayacak olan sıyrılmalar, deri bütünlüğünün bozulduğu berelenmeler…Geçecek bu da .. Sert çarpmışım bu sefer diye düşündüm. Ya da çarpılmışım...."İyiyim, merak etmeyin"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlanmam uzun sürdü ….Derim tekrar bütünlendi sonunda ama ufak skatrisler yadigar işte….. Doktor hanım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekler vardır; öptüğümüz…sevdiğimiz…. sevemediğimiz..gene de seviştiğimiz…Bisikleti üzerine sürdüğümüz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;’Yeni ehliyetinle canım!!!’ ; evinin kapısının önündeki kaldırıma çıktığımız,,,, Bıraksalar bahçe kapısını yıkabilecek bir öfkeyle babamınızın arabasını çılgın bir intikam makinasına dönüştürdüğümüz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle filkadın hikayeleri vardır..Filkadın diyorum ben..High Allah..Bir kız tanıyordum lisedeyken ilk o yapmıştı bu yakıştırmayı. Kendi ismi de "Fil-iz"di..Komik kızdı. Biliyor musunuz o da şimdi doktor oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatılması son derece yersiz kaçacaktır ben devam etmeyeyim, hem onun kadar güzel anlatamam..Gözünü karartmış filkadın katliamlarına sonra devam ederiz..Ben biraz yorgunum da..........&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinin sırtında sigara söndürmüştüm ben onun …Nefret Öfke İntikam HAykırış ..SAdist miyim neyim doktor hanım???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bu da ne ki? Neyse! O bana tali yolda hurda bir arabayla çarpmıştı diyorum!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da yetmezmiş gibi, asıl acıyı kendime saklamak istercesine; kendi bacağımda derin bir iz yaptım başka bir sigaranın yanan ateşiyle…Size bahsetmedi mi hemşire hanım?? Mazoşist miyim ben doktor hanım??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bastım hiç düşünmeden sağ ayak bileğimin iç yüzüne. Canım o kadar çok yandı ki ne diye niyetlendiğimi unuttum…İki gün sonra sarımtırak bir akıntıyla yanmadan yakınır oldum..…Konsültasyon istendi...Kadın ‘cildiyeci’ doktor kişi; kıvrak zekayla ya da fettanlıkla -hangisidir bilemem- verdiğim anamnezdeki yalanımı yutmadı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;”Tuvalette oldu” dedim..”Koğuşta bir kız bana gıcık olduğu için tuvalette sigarasını ayağıma basarak söndürdü..” Ayak bileğinin iç yüzüne mi? O nasıl oldu, geri çekmedin mi kendini? “Hayır çekemedim, savunmasızdım”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hep savunmasızdım..Dışardan bakınca mağrur gururlu başarılı kadın kişiliğimi iç dünyamda kuramadım..Aşık olduğum erkekler yüzünden işimden oldum, ailemle aram bozuldu..Hepsi de yanlış erkek mi olur??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl sağlığı nedir..??Ben yılda birkaç defa aşık olurum..Sağlığımı bu yüzden mi yitiriyorum dersiniz??Birkaç hafta sonra ilaç tedavisine yanıt verdiğim kanaatıne vardığınızda taburcu edeceksiniz gene beni...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıdan karşıya geçerken başka bir trafik kazası geçirirsem eğer;&lt;br /&gt;gene beni beton zeminden kucaklayıp bu rahat yatağa yatırıp uyuşturursunuz değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..Güveniyorum size..İyi ki varsınız :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1487686265797191242-2682942222862324127?l=huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/feeds/2682942222862324127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1487686265797191242&amp;postID=2682942222862324127' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/2682942222862324127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/2682942222862324127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/2007/10/aklmda-srekli-tekerrr-eden-bir-trafik.html' title='Sürekli Tekerrür Eden Bir Trafik Kazası&apos;ndan Kesitler..'/><author><name>huzursuz ruhlar barınağı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03495690080738672441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1487686265797191242.post-8544035730536409920</id><published>2007-09-19T10:33:00.000-07:00</published><updated>2007-09-19T10:38:58.388-07:00</updated><title type='text'>FİLKADIN KATLİAMLARI ( önce bora'yı tanımalı )</title><content type='html'>İlknur artık Bora’nın ellerinin sırtını okşamasına dayanamıyor.. Haz vermesi gereken okşamalar olmalıydı bunlar; bir zamanlar olduğu  gibi..Fakat şimdi  skapulaların arasında hissettiği rahatsızlık kuru bir elin yakan sürtünmeleri.. Bu adamın ona dokunması bile artık canını acıtıyor..Aklı dünyanın diğer bir ucunda o ellerle yaptıklarında…Başka bir kadının o elleri nasıl öptüğünde…Yalanını yakaladı geçen gün Bora’nın. Bacakları titredi sonra alt dudağı. Başı döndü kafatasının içinde..Bora ise yalanın fark edildiğini fark etmedi..Ne kadar fena..Artık izlememekte beraber yaşadığı kadının ruh hallerinin bedenine yansımalarını..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlknur ise ‘yalan’ı yakalamış olmasıyla beraber ses vermedi.. Yalanı tuttu bir sır saklar gibi. İsyanının sesini tuttu kilitli bir kapının ardında…Bazı gerçekler çok vahşidir..İlişkileri parçalarlar…Geriye sadece aldığı yaralardan hırpalananlar kalır.. Bundan yola çıkarak Bora törpülenmiş bir gerçeklik yaratmıştı. İlknur ile Songül’ü aynı anda idare edebilmek ikisinin de dünyasına dahil olabilmek için usta bir oyuncu olmuştu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatağın karşısındaki cama bakıyor Bora..Suratında uyku izleri, gözkapakları ödemli, dudakları kuru.. Uzun sarı saçlarında Songül’ün toka niyetine kullandığı paket lastiği...İlk başta garipsemişti bu aksesuarı..”Hem sırma saçlarına zarar veriyor kızım, ne diye dolarsın onu başına” diye çıkışmıştı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolabın desenli camının arasından yakalayabildiği kadarıyla hala yakışıklı ..Otuz yaşını devirmesiyle beraber artık daha olgun, annesinin ölümüyle beraber artık daha bağımsız..Olgun ve bağımsız erkek imajını tazelemek için de giydiği kıyafetlere özen gösteren Burak  tabi ki paket lastiğini beğenmez. Peki kendisinden on yaş küçük bir kadın taslağıyla  ne alakası vardı? Ve şimdi saçındaki de ne öyle? Cevap veriyor kendine: “Aşk olmadığını ben de biliyorum. Belki kaçıştır ..Güvenli bir barınaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanında uyuyan kadına bakıyor..”Seviyor muyum seni ben İlknur?” Kendi kendine soruyor..”Seni mi seviyorum Songül’ü mü?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sevmek” sabah sabah kendi kendine konuşan bu adam için  yeniden tanımlanmalı..Kavramı tanımlamadan önce ise Bora’yı tanımalı; ve ardından bilmeli ki bu onun en iyi denemesi.. ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadınları sevse de sevmese de  kaybetmeyecek biliyor. ((O öyle bilmeye devam etsin))  ‘Kadınlar maymun gibidir; bir dala tutunmadan başkasını bırakmazlar…’ Kimin özlü sözü..Okuduğu kadın-erkek ilişkileri kitaplarından birinden aklında kalmış bir cümledir muhtemelen. Camdaki görüntüsüne karşı başını sallıyor..”Erkek güzelliği”ni izlemeye devam ediyor..,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sağlam bir dala tutunuyor şu benim hatunlar ama ha!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğu kadın-erkek ilişkileri kitabından Bora’nın kaptığı çok şey var..Ne kadar faydalı yayınlar canım bunlar!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bora’nın kapamadıkları ise o kitaplarda asla bulmayacağınız patolojik kadın tiplemeleri. Ben tanıştırayım isterdim sizi birkaçıyla..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bora’nın  hayatına bir vesileyle  girip çıkan kadınlar maymundan çok fil gibiydiler. Ağır hareket eden, hoşnutsuzluklarını belli etmek istediklerinde homurdanan gürültülü dişiler.Hortumlarından laf ardına laf püskürten!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Maymun teorisini çürüten bu  antikadınlar asla ağaçlık alanlarda dolanıp DAL’A MAL’A konmazlar ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tez varsa antitez de mevcut…Buyurunuz efendim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fil kadınlar kendilerine yapılan haksızlıkları unutmazlar. Canlarını yakanları asla affedemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahu Bora kardeşim gönlünün dilediği gibi yaşamak istiyor canım…....................................................................................................................................................................&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1487686265797191242-8544035730536409920?l=huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/feeds/8544035730536409920/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1487686265797191242&amp;postID=8544035730536409920' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/8544035730536409920'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/8544035730536409920'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/2007/09/filkadin-katliamlari-nce-boray-tanmal.html' title='FİLKADIN KATLİAMLARI ( önce bora&apos;yı tanımalı )'/><author><name>huzursuz ruhlar barınağı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03495690080738672441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1487686265797191242.post-8499782489243770584</id><published>2007-09-16T14:19:00.000-07:00</published><updated>2007-09-16T14:21:06.457-07:00</updated><title type='text'>Eylülde Bodrum-1</title><content type='html'>Aradan aylar geçmişti…Denizin kilometrelerce öteden fısıldadığını duymuştum&lt;br /&gt;..Eylül ayının kendine özgü havası bir çok tatilci için “terk etmek” anlamına gelen hareketliliği tetikliyor olsa da  bu yeni başlayan  mevsim  bana çağrıda bulunuyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve su dinlendirici serinliğiyle kucakladı beni gene.Eski bir dost kadar yakındı , hiçbir şey yitmemişti..Otobüs yolculuğunun tüm yorgunluğunu unutturmuştu ıslandığım ilk anda..Evde yatağımda pineklesem, ‘yol yorgunluğu’nu uyuklayarak atmaya çalışsam deva olur muydu ki bana??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve su parmaklarımın ucunu okşadı..Kollarımı sıvazladı..Göbeğimin deliğini selamladı, bacaklarımdan öpüp ayak parmaklarımı gıdıkladı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suya balıklama atlamadan önce bakıyorum, karşı kıyıdaki otele..Sezon kapanışı yapan otelin hala deniz sporları turizmi işliyor. Jet-skiler windsurfçüler suyun üzerinde hareketli renkli noktalar halinde….Ya ben?   Bir sal olurdu yüzülecek sahil şeridini işaretleyen iplere yakın, varsa varsa yüz metre açıkta…Kulaçlarım beni oraya götürürdü..Suya dalmadan önce o çok iyi bildiğim salı nasıl anımsıyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerine boydan boya çivilenen mavi halıyı anımsıyorum…Merdivenleri çıktıktan sonra ilk atılan adımın çıkarttığı ‘şlap’ sesini…Halının üzerindeki tuz kalıntılarını…Bedenlerin teri, denizin suyuna karışıp buharlaşırken güneşin altında; geriye kalan tortuyu anımsıyorum….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehlikeli bir saat güneşin zararlı etkileri açısından..Güneş değil zanlı; acımasızlaşan atmosfer  artık tehditkar bir şekilde güneş ışınlarından esirgemiyor bizleri… yerler ısınıyor…dünya küremiz ısınıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evden çıkarken 30 koruma faktörlü güneş kremini  uzatmıştı babam bir silah uzatır gibi..”Al sürün sonra çık”…Komik işte..Doğayla savaşmak gibi geliyor…Eskiden güneşe bütün gün maruz kalanlar kendilerini “yüksek koruma faktörlü emniyet”e alırlar mıydı?? &lt;br /&gt;“Çıkınca yağlanırım baba”..”Farkında olmadan yanarsın kızım”..”Olsun baba azıcık kızarıyım, akşam sızlanıyım; sen de ben sana söylemiştim dersin..Boşver kaç günlüğüne geldim ki sahi? Bırak birinci dereceden yanık olsun..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir o çok iyi bildiğim az sonra kavuşacağım sevgili salım, ikinci de otelin bulunduğu karşı koy…...Rölantide çalışan beynimde düşüncelerim coşmuyorlar artık..Tatil demek böyle bir şeydi…Ayşecik deniz kıyısında…Ayşecik aklına gelenleri istifleyebilmeyi tekrar öğreniyor hali….”Okul”a dönmeden önce yaz tatili ödevi gibi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1487686265797191242-8499782489243770584?l=huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/feeds/8499782489243770584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1487686265797191242&amp;postID=8499782489243770584' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/8499782489243770584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/8499782489243770584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/2007/09/eyllde-bodrum-1.html' title='Eylülde Bodrum-1'/><author><name>huzursuz ruhlar barınağı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03495690080738672441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1487686265797191242.post-3897982482618645169</id><published>2007-09-12T10:15:00.000-07:00</published><updated>2007-09-12T11:00:57.123-07:00</updated><title type='text'>Her kadın acıtır canını düzenli olarak ve de kendi bedenine ihanet eder ...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/__Si3oLeQjGM/RugpOzSAZXI/AAAAAAAAAAU/lwF0eDz-amM/s1600-h/Photo-0055.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5109379111512466802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/__Si3oLeQjGM/RugpOzSAZXI/AAAAAAAAAAU/lwF0eDz-amM/s400/Photo-0055.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de canımı yakıyorum..İsteyerek, bunu kişisel bakım maskesi altında gizleyerek…&lt;br /&gt;Banyodaki uzamış işlemin niye bu kadar uzadığının artık merak eden yok nasıl olsa. Kendi evimin kendi banyosunda, fayansların soğukluğunda, çıplak bacaklarımın arasında kendimleyim… Acıyı istediğim kadar uzatabilirim. Bir seremoni haline gelebilir vücudumu istenmeyen tüylerden arındırmak… Kuaförlerde, ağda salonlarında bu iş böyle yapılmaz. Müşteri vardır bekleyen sırada..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim sırada bekleyenim yok..Ne bir plan, ne yapılası bir telefon konuşması, ne de televizyonda izlenecek program..Televizyonum yok…Duvarlarım var sadece; üzerlerinde benden önceki ev sahiplerinin plazma televizyonlarını astıkları çivilerin izleri olan duvarlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvarlar, tavanlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili duvarlar ve tavanlar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar öncesinde nasıl olurdu.. Ana gelir, gülümser, ayın hangi günü olduğunu sorar sözde soru cümleleriyle.. Ve de hemen akabinde “temizlenme vakti” geldiğini hatırlatır özlü ünlem cümleleriyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sırada mutfaktaki ocakta çamsakızı ağdası çoktan ısınmıştr. Kokusu bambaşkadır. “temiz”dir “ılık”tır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(((((Evimin fayansları ise soğuk..)))))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı zamanlar ev yapımı olur ağda. Biraz limon ve şekerli su….&lt;br /&gt;“Ah Bedo Ah!! O limonlu şekerli suyun içine birkaç yemek kaşığı votka koysan da içsek şimdi senle karşılıklı !!Sen benim sigara paketimi zulasından bulup çıkarsan; senden gizlenenleri ifşa etmekteki her zamanki yeteneğinle..…Karşılıklı birer cigara yaksak. Hiç boşa vakit harcamasak inatçı kıllarla uğraşmasak..İçsek karşılıklı. Ana kız sarhoş olsak. Unutsak Babişkoyu”….Sen onu unutsan ben “her şey”i unutsam…Unutsak sadece buz gibi soğuk yudumlarla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya şimdi, şimdi peki…Her şey unutulamamakla beraber tırmalıyor zihnimi..Tırnakları var huzursuz düşüncelerimin..Tutunuyorlar istenmediklerini bildikleri halde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayar (insansaymaz) açık..(Uğultu maskeler, ölümüunutturamaz…)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;”Yolamadım hepsini işte” diye düşünmekteyim….Ne kadar “kıvamlı” olursa olsun ağdanın kökünden sökemediği “kıl” lar vardır…Hatırlarsan ki; kendi kendine hatırlatman gerekir mi ki??.O kıllardır ki civarındaki “temizlenmiş” alanın ortasında göze batarlar hele ten beyazsa hafifte kızarmışsa….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O sökülemeyen bir adet kıla bakıyorum dakikalarımı veriyorum.. ….&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1487686265797191242-3897982482618645169?l=huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/feeds/3897982482618645169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1487686265797191242&amp;postID=3897982482618645169' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/3897982482618645169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/3897982482618645169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/2007/09/her-kadn-actr-cann-dzenli-olarak-ve-de.html' title='Her kadın acıtır canını düzenli olarak ve de kendi bedenine ihanet eder ...'/><author><name>huzursuz ruhlar barınağı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03495690080738672441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/__Si3oLeQjGM/RugpOzSAZXI/AAAAAAAAAAU/lwF0eDz-amM/s72-c/Photo-0055.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1487686265797191242.post-8628932784301862776</id><published>2007-09-11T09:47:00.000-07:00</published><updated>2007-09-11T10:26:34.310-07:00</updated><title type='text'>Bir Elvedanın Yıldönümü</title><content type='html'>Daha derin daha uzun bakmak istemiştim gözlerinin rengine…&lt;br /&gt;İlk anda…Nerde olduğumu, kim olduğumu,senin kim olduğunu anlayamadan çekip almıştın beni içeri..Ne yaptım ben de;.yolunda kaybolmamak için girdiği kapıyı anımsamaya çalışan bir gezgin gibi her defasında açıp kapıyı tekrar baktım.Beni içine sürükleyen gözlerin karelerini çektim..Baksam baksam tekrar tekrar çözer miydim esrarını…Yorulmasaydım….&lt;br /&gt;Çoktan yorgundum…&lt;br /&gt;En yakın duvara dayadım sırtımı..Senin göğüs kafesindi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Asude” deyu bir kelime vardır lisanda. Sözlük karşılığını açarsan tasvirini bulursun o sonbahar akşamının. Son defa ikimizin de yeteri kadar ayık olduğu son akşamın !!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani Kanlıca’ da yağan yağmurun interneti dahi ıslattığı Eylül günlerinden biri hatırımda.. Son defa senin olmak uğruna trene atlayıp bir daha bakabilmekti görme özürlü gözlerimle senin görme özürlü gözlerine… Neymiş yani..Kayda geçmemiş mi???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmini bildiğim kadınlar vardı..İsmini bilmediğim uyuşturucular. Hangisinden daha çok korktu bu zavallı “philistine” ??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(((Daha ne arıyor fikir kelebeklerim, siyah mürekkebin içine düştüler bu ara. Fazla ortalıklarda görünmeyeli sırtıma binen ağırlıkları  tartacak kantarı buldum sonunda..İbresini zorluyorum…..)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan mı lan.Nah sana!!” Sevmeyi tekrar öğrettin bana..”&lt;br /&gt;Ben fena oluyorum Alper…Yatağın ve divanın üzerinde ne varsa hepsini fırlatıyorum parkelerin üzerine…Ben de bilmiyorum neden oldu böyle…&lt;br /&gt;Ardından birdenbire ayağa kalkıyorum..Gidiyorum ben Alp…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1487686265797191242-8628932784301862776?l=huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/feeds/8628932784301862776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1487686265797191242&amp;postID=8628932784301862776' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/8628932784301862776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/8628932784301862776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/2007/09/bir-elvedann-yldnm.html' title='Bir Elvedanın Yıldönümü'/><author><name>huzursuz ruhlar barınağı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03495690080738672441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1487686265797191242.post-1267480068772842380</id><published>2007-09-09T05:55:00.001-07:00</published><updated>2007-09-09T06:01:52.517-07:00</updated><title type='text'>Geleneksel Ruhyangını Ayinleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/__Si3oLeQjGM/RuPumeg_7XI/AAAAAAAAAAM/bNmVlT2Stzs/s1600-h/Photo-0011.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5108188747162185074" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/__Si3oLeQjGM/RuPumeg_7XI/AAAAAAAAAAM/bNmVlT2Stzs/s320/Photo-0011.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;…."Mağlup Ruhlar Manifestosu" ile başlar.....Her yılın Temmuz sonu Ağustos başına denk gelir münzevi takvimlerinde...Öncesinde birinci "kandil" bulunur ve olunur, ardından ant içilir; temsili bir şişe votkadır, tercihen buzlukta bekletilmiş....&lt;br /&gt;İlk ayin(im): Usulünce giyindim, tüm makyajımı sildim ve beyaz bir suratla çıktım güneşin kavurduğu sokak kaldırımlarına........ Bir adım attım, köşeyi döndüm, caddenin sonuna kadar yürüdüm. Terk edilmiş binayı buldum ve bir adım daha attım…Sözleşmiştim onlarla bu saatte..&lt;br /&gt;Bilmiyordum; son ana kadar cesaretimi toplayıp bu noktaya kadar gelebileceğimden emin değildim… Bambaşka bir dünyanın bekçisiz kapısıydı önümde duran….Tokmağı yok, zili yok…Sadece aklından sihirli cümleyi geçirenlere açılan sihirsiz bir kapı..&lt;br /&gt;Önümde aralandı kapı…&lt;br /&gt;Yüz oda yüz salon..Duvarlar yumurta kartonuyla kaplı, alüminyum folyoyla örtülmüş camlar ve uğultunun hiç dinmediği koridorlar…Uğultunun sonradan ismi verilecekti; “ölüm” diye vaftiz edilecekti…&lt;br /&gt;Dostlarımı hep vakitsiz yitirdim ben tam da dost demeye dilim yeni yeni varmaya başlamışken bir bir kayıplara karıştılar…Onları aradım yüz oda yüz salonda..Bulamadım..Yerine ifadesiz çehreler buldum, isimsiz insanlar…Hepsi aynıydı…&lt;br /&gt;Kaldım bir ben bir de ‘ben’den türetebildiklerim….&lt;br /&gt;…ve ben ve de dahil oldum yalnızlık edebiyatının ordusuna....Silahlarım masadaydılar..Adam öldürülür bunlarla biliyorsun değil mi...Yaşama hakkettiğinden fazla prim veriliyor bu yüzyılda..Seçmek serbest …İç organlarının çürüyeceği, dış organlarının sarkacağı günü bekle ya da öl; hemen şimdi…Her gün…Hemen şimdi ve her gün öl..&lt;br /&gt;İkici ayin(im): “Beraber sıçarız içine kahrolmuşluğun ve kokuşmuşluğun. Sen ve ben !!!!!!!!!!! Orospupeydahları ve zikrikıt mahlukatlara karşı gerekirse çırılçıplak soyunur, benzinle yıkanır ve bekleriz o kutsal kıvılcımı” …Cümlelerini kulağıma fısıldamıştı..&lt;br /&gt;Şiddetin içinde büyüyüyen barış çocuğu. Bir “hippie” hiç olamamıştık, vakitsiz dünyaya geldiğimize içerleyip içerleyip içmiştik; Janis eroini damarlarına gönderirken, Elliott mutfak bıçağını göğsününün üzerinde gezdiriken, Jeff tatlı sularda boğulurken…Dünyayı kurtaracak “beat”tik biz…&lt;br /&gt;”If only we could beat “the beat inside” and become the beatnik”…&lt;br /&gt;(((Gözyaşlarımı tutamıyorum işte bu lafları hatırlarken..Kendimden saklanabilir miyim ki,,,,,,,,,, camlara sarılı folyolardan yansıyor suratım ve nihayet artık boşalıyor el yaşlarım oluyor göz yaşlarım…))))&lt;br /&gt;Üçüncü Ayin(im): Hep“vaftiz olmuş uğultu” dolanırdı aramızda, koridorlardan odaya taşırdı kendini. Hapsolmuştu binaya..İzolasyon ne demek öğrendik sayesinde ..Karantina altında geçen zamanı kaydeden “vakitölçer’lerimiz yoktu.. Soran olursa hesabını veremezdik o vaktin…Hesabı yoktu…&lt;br /&gt;Burroughs’un ayaklarını saatlerce izlemesi gibi biz de kendimize gelene kadar fikslenip bakardık boşluğun içindeki bir noktaya..Bütün noktalar aynıydı.&lt;br /&gt;Sevişmek dedikleri, bizim diyemediğimiz, dilimizin dönmediği şey üzerine söylediklerimiz üçüncü ayinden sonra her ayinin parçası oldu:&lt;br /&gt;…….…Sevemiyor iken işteşlik ekini harap etmemeli!!!&lt;br /&gt;……….Al dildonu koy bacaklarını arasına….Uğruna kadınlığından ödün vermekse kalsın cebinde…Alacaklı olmayasın…”Veriyosun” ya….Geri alamayacaksın!!!!!&lt;br /&gt;……….Tutun sıkı sıkı kitaplarına, onların izi kalsın bacaklarını arasında…&lt;br /&gt;*******Yalnızlık üzerine yazılmış her şiir bir duadır dudaklarında…Lütfen dinden imandan olma********&lt;br /&gt;Dördüncü ayin(im): Öncesinde “aşk” vardı ( varmış ) ama anlamı yoktu.. Biz yükleyemedik dağarcığımıza,yüklenemedik sırtımıza; ağırdı, masraflıydı…&lt;br /&gt;Öğrenememiştik ilk seferinde….Belki de tanımak lazımdı………&lt;br /&gt;Ayinler bu yüzden başlamıştı,: Sonunda ifşa edeyim artık amacımı(zı)….Dördüncü ayin dönüm noktasıydı ama beşincisi kadar iyi olacak kadar üzerinde çalışılmamıştı…&lt;br /&gt;Bulacaktık bütüüüüüüüin bilinmeyenlerin sözlüğünü yazacaktık, sadece kendi kitaplığımız için bir düzenleme içinde yerini bulacaktı, sadece kendi gözlerim(iz)in gördüğü sadece kendi dudaklarım(ız)dan dökülen sadece kendi yüreğim(iz)e hitaben bütün nakaratlar…&lt;br /&gt;Üstatlara saygı ve selamı eksik etmeden ….. Bahaneler doldurur mu başarızıslığımı..Bir çuval dolusu var da yüzbirinci odada…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1487686265797191242-1267480068772842380?l=huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/feeds/1267480068772842380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1487686265797191242&amp;postID=1267480068772842380' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/1267480068772842380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1487686265797191242/posts/default/1267480068772842380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://huzursuzruhlarkahvesi.blogspot.com/2007/09/geleneksel-ruhyangn-ayinleri.html' title='Geleneksel Ruhyangını Ayinleri'/><author><name>huzursuz ruhlar barınağı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03495690080738672441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/__Si3oLeQjGM/RuPumeg_7XI/AAAAAAAAAAM/bNmVlT2Stzs/s72-c/Photo-0011.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
